Evlilik Ehliyetiniz Var Mı?
Dün bir dergi okudum.Dergi de kapak yazısı dikkatimi çekti.”Evlilik ehliyetiniz var mı?”merak ettim okudum.Aklıma öyle çok şeyler geldi ki hepsini buraya yazsam kitap gibi uzun olurdu.Bizler de okumayı çok “seviyoruz ya”sıkılır okunmaz diye yazmıyorum.
Anladığım ve anlatabileceğim kadarıyla çiftler evlenmeden önce bir kursa gitmeliymiş ve orada eğitim alıp evlilik sertifikalarıyla evliliğe adım atmaları iyi olurmuş.Çiftler birbirlerine nasıl yaklaşılması gerektiğini,iletişim kurmayı,geçinebilmeyi öğreneceklermiş.Boşanmalar,kavgalar olmayacakmış.Mış da mış işte.
Böle bişi varsa dedim bunun dersini ancak anadolu da yaşayan ninelerimiz vermeli.Çünkü onca işle çoluk çoçukla mücadele edip yuvasını sabırla, şükürle koruyan ninelerimizdir bu işin profesörleri değilmi?
Başınız Sıkıntıdan Kurtulmuyorsa
Sıkıntı ve bunalımdaysanız arabesk yerine bunu izleyin, kendinizi tartın.
Kurbanımız Kabul Ola
Allah’ına yaklaşmak istemezmi insan,seni en güzel şekilde donatmış sana dünya gibi muhteşem bir denge düzenin içinde yaşama şansı vermiş yaradanına yaklaşmak için kurban kesmek çokmu ağırdır?Bize bu muhteşemliği vermiş fazla fazla en fazlasını en iyisini hak etmiyormu.
Mutluluk beklemekle gelir mi?
Kadın eşine, “Hayatım koltuklarımızı değiştireceğin günü bekliyorum.” dedi. Erkek, “Ben de senin iktisatlı bir kadın olmanı bekliyorum.” cevabını verirken; çocuk atıldı
“Baba ben de cep telefonumu almanı bekliyorum.”
Evet, asrımızın hastalığı beklentiler ve beklentileri beklemekle geçen ömürler… Kadın kocasından rahat bir hayat yaşatmasını bekliyor. Güzel bir ev, eşya, hatta araba almasını bekliyor. Kısacası filmlerdeki gibi bir hayat bekliyor.
Erkekse, eşinden beklentilerine cevap veremediğinden dolayı anlayış ve hoşgörü bekliyor. Evin huzurunu, dirlik ve düzenini sağlamasını bekliyor.
Çocuklar, babalarından özel okula gitmeyi, markalı giyinmeyi, her çıkan cep telefonundan alınmasını kendine ait bilgisayarının olmasını bekliyor…
Evin kedisi bile reklamlardaki mamadan yemeyi, aşılarının yapılmasını, hastalandığında veterinere götürülmesini bekliyor. Hayat, beklentileri beklemekle geçiyor. Tabii ki, her beklentinin gerçekleşmemesi de insanları mutsuz ediyor. Bu mutsuzluklarsa ailenin mutluluğuna tesir ediyor. Oysa mutlu olmak için bir şeyleri beklemeye gerek yok. Mutlu insan her yerde, her şartta ve her şeyle mutlu olur.
Nasıl ki, küçük bir havuzda yüzmesini bilmeyene, koskoca okyanus verseniz yine yüzemez.
Aynen öyle de küçük şeylerle mutlu olmayan bedbin insana bütün dünyayı da verseniz mutlu olmaz.
Çünkü mutluluk sabırla avlanır, sebatla büyütülür. Tahtını madde aleminden ziyade mana alemine kurar. Bir çiçeğin yapraklarında, bir böceğin kanatlarında, bir bebeğin gülücüklerinde onun parıltıları saklıdır.
Çiçeği sevmeyene has bahçe verseniz bir mana ifade etmez.
Kuşun uçuşundan mutlu olmayanı göklerde uçursanız uçmaz!
Mutluluk birilerinden bir şeyler bekleyerek elde edilmez. Daha doğrusu parayla satılmaz. İnsanın yüreğinde, gönlünde saklıdır.
Mutsuzun kalp sarayıysa virane, gönül bahçesi harabedir.
Böyle insanların yapması gerekenler, bu hanımın anlattığı olayda saklıdır:
“Oğlum üniversiteyi kazanamadı. O sıkıntıyla yürürken karşıma bir aile çıktı. Annenin elinde özürlü bir çocuk. Çocuğu bir türlü zaptedemiyor. O an donup kaldım. Ben neler düşünüyordum. O anne neler yaşıyordu. Ben de o annenin yerinde olabilirdim. Bana verilene şükredip mutlu olacağıma, verilmeyene üzülüyordum. O an Allah’a böyle bir evladım olmadığı için şükrettim.”
Evet bu anne gibi bize verilmeyenlere feryat etmek yerine verilenlerle mutlu olmalıyız.
Bir elimiz yoksa iki eli olmayanlara bakmalıyız. Bir gözümüz yoksa iki gözü görmeyenlere dikkat etmeliyiz. Gözümüzü bizden yukarılara değil aşağılara çevirmeliyiz. Ancak o zaman beklentilerimize karşılık bulamadığımız zaman sıkıntımız azalır.
Tabii, bir şeyleri beklerken bizi bekleyen şeyleri de unutuyoruz.
Yakınlarda vefat eden Prof. İbrahim Canan’ın eşi Zarife Hanım, “Sabah güle oynaya gönderdik, gece onu beklerken ölüm haberini aldık.” diyordu.
İsterseniz beklentilerimize kavuşamadığımız için duyduğumuz üzüntüleri bir kenara koyup biraz da bizi nelerin beklediğini düşünelim.
Gülay Atasoy
e-mail: gulay@gulayatasoy.com
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitleimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin.
Örtün Artık Şu Duvağı Yüzüme!
Örtün Artık Şu Duvağı Yüzüme!
Hiç yüzünü görmeden âşık oldunuz mu birine?
Ezelde âşık olmuşum sadece bir isme…
” Bu nasıl iştir ?! ” demeyin…
Ben de bilmiyorum, ama oldu işte!..
Her an şaşılacak işler olmuyor mu yerde ve gökte?..
Bir ismin peşinde koştum durdum yıllarca ümitsizce…
Acaba kimdir, bilir miyim, yüzünü görür müyüm? diye…
Ansızın karşılaşıverdim O’nunla zamanın bir yerinde…
Yer ve gökte ararken Öz’de buldum,
Sen’de ararken Ben’de buldum derler ya,
İşte öylesine…
Meğer ne de güzelmiş O Gül yüzün…
Ey benim nazlı yarim, sevda çiçeğim, aşk bahçem…
Öyle bakma! O bakışın bir hançer, canım Kudret elinde…
Ne yana dönsem, sadece Sen ! Yalnız Sen !
Mecnûnum, aşkından olmuşum bir divâne…
Bir varmış, Bir yokmuş, evvel zaman içinde, zaman hayal içinde
Hani o vakitler çağırmıştın beni, gönülden sessiz ve gizlice ?..
” Çiçeği dalından kim kopardı, seni BEN’den kim ayırdı ?
Ben Gül’üm, sen bülbül, dön gel yine BEN’im ol ! ” diye…
Gelmez miyim Yâr, Belî ! elbette ! elbette !
İşte o gün bir yemin ettim ilâhi aşkımız üstüne…
Sözleştik O Arşın altında BİR’leşmek üzere…
Vakit o vakit, bugün neş’e var, aşk var evimizde…
Düğün dernek kuruldu Gül bahçemizde…
Melekler koşuşuyor bir telaş, pür telaş içinde..
Bir o yana, bir bu yana, hepsi de delicesine…
En güzel ilâhiler söylenirken o yüksek burçlarımda…
Güneş, ay ve yıldızlar raks eder semalarımda…
Bir bir çıkarıp attım o eski elbiselerimi de…
Kuğular gibiyim bembeyaz gelinliğimle…
İnciler taktılar sırma saçımın örgüsüne,
Sürmeler çektiler gözümün kısırdöngüsüne,
Gül suları serptiler aşkınla yanan şu zavallı göğsüme,
Hûriler kan kırmızı bir şerbet verdiler elime,
Taze gül yaprakları da dökülmüş üstüne…
Mikâil tatlı bir meltem estiriyor başımda yine…
Cebrâil hayretten secde etmiş, çok şaşkın bu işe,
Ömründe hiç böyle aşk görmemiş mi ne?!..
İşte duyuyorum defler çalınıyor bir yerlerde,
Sevdiğim sesleniyor, ” Bir AN’da, ansızın geliver ! ” diye…
Ne duruyorsun İsrâfil, artık şu Sûr’a üfle!
Varsın kıyamet kopsun külliyen alemde, bundan kime ne?
Aşk ile BİR olacağız, kâinat duysun ezelden ebede…
İşiten, gören, bilen herkes dâvetli bu düğüne…
Selâmu aleykum Azrail !
Çok sevindim seni gördüğüme…
Hazırım, gidelim…
Örtün artık şu duvağı yüzüme!
Allah’tan Bu ”Genç” Gibi Korkan Var mı ?
Hz. Ömer devrinde bir genç vardı. Bu genç mescidden hiç ayrılmazdı. Sanki o bir mescid kuşuydu. İbadetine dikkatli, nafileleriyle de Allah (cc)’a yaklaşanlardan olduğu her halinden belliydi. Bir ara, Hz. Ömer (ra) bu genci mescidde göremez oldu.
Zaten, cemaatin bazı mezheplere göre farz, bazılarına göre namazdan bir rükün ve en azından sünnet-i müekkede olmasının ve bir imam arkasında namaz kılmanın hikmetlerinden biri de bu değil mi? İmam arkasına dönüp cemaatini süzecek ve gelmeyen varsa onu soracak… hele bu imam Hz. Ömer (ra), cemaat de ashap olursa..
Ömer, cemaat ne kadar kalabalık olursa olsun cemaatini çok iyi tanır ve adeta hergün onları kontrol ederdi. İşte bu genci görmeyince de böyle sormuştu: “Acaba falanca gence ne oldu, bir-iki gündür mescidde göremiyorum.” Cemaat önce cevap vermek istememiş ve herkes gözlerini yere çevirmişti Ömer’le göz göze gelmemek için. Hz. Ömer (ra), cemaatteki bu garipliği görünce sorusunu tekrar eder ve içlerinden biri cevap verir: “Ey Mü’minlerin Emiri! Onu, uygunsuz bir yere giden yolda ölü olarak bulduk. Seni üzmemek için hemen namazını kılıp gömdük.”
Hz. Ömer işi anlar. Sanki Ömer’in gözünden perde kalkmış ve genci asıl mahiyetiyle görmüş gibidir. Hadisenin aslı şıdır:
Bu genç mescide gelip giderken, evi o yolun üzerinde olan bir kadın, gence musallat olmuştur. Genç bekardır ve kadın, onu yoldan çıkarabilmek için şeytanın bütün oyunlarını kullanmaktadır. Ancak her defasında genç ondan gelen tekliflere karşı mukavemet eder, dayanır ve günaha girmekten kurtulur.
Ne var ki her insanın bir zayıf anı olur. İşte o gün de o gencin zayıf anıdır. Kadın bütün aşüfteliğiyle ona işaret edince genç dayanamaz ve o eve doğru bir-iki adım atar. Birden dudaklarında, gayr-i ihtiyari bir ayetin temessülünü hisseder. Yani genç gayr-i ihtiyari olarak bu ayeti devamlı ve ısrarla okumaya başlar. Önce farkına varmadan diline dolanan bu ayet, farkına vardığı anda işini bitirmeye yetmiştir. O semavi saika gibi gelen ayet şudur:
“Onlar ki takva dairesi içinde yaşarlar, kendilerine şeytandan bir tayf, bir vesevese geldiği zaman hemen Allah’ı hatırlar ve gözlerini hakka açarlar.” (Araf, 7/20)
Genç sanki kendisine bu ayetler yeniden nazil oluyor gibi bir ruh haleti içine girer: Niyet ettiği işten dolayı Rabbinden çok utanır, haya eder.. Rabbinin ona olan bunca ihsanını unutup bir an dahi olsa günaha meylinden dolayı ürperir.. ve hele sürçme anında bile Rabbinin onu nefsiyle baş başa bırakmayıp diline saldığı ayetle onu kendisine çevirmesi bu ışık insanı öylesine heyecanlandırır ki, kalb balansı bu lahuti heyecana dayanamaz; O’nu anar ve ötelere yürür.
Hz. Ömer (ra), gencin serancamesini öğrenince hemen onun kabrine koşar. Kabre doğru eğilir ve sesi çıktığınca bağırır:
“Ey genç! Rabbinden korkanlar için iki cennet vardır” der. Tam bu esnada Ömer (ra)’in sesine denk gür bir ses daha duyulur ve adeta makber lerzeye gelir. Bu ses, o gence aittir ve şöyle demektedir: “Ey Mü’minlerin Emiri! Allah bana senin dediğinin iki katını lütfetti” bu ses ister bu gence ait olsun isterse onun yerine bir melek konuşmuş bulunsun veya bunların hiçbiri olmasın da, sema lerzeye gelip bu sözleri söylesin, fark etmez. Genç, Allah (cc)’tan korkmasının mükafatını iki kat olarak görmüştür.
Kıssadan Hisseler
Hakkımda
Etiketler
boncuk işi dantel din dokuma elemeği elişi Genel gül hamurişi havlu kenarı iğne işi iğneişi iğne oyası kadınca kenar danteli kolay iğne oyaları krep krep oyası kırk yama kıssadan hisse kışlık Mâni müzik netden oda takımı oya sevgi ve paylaşım söz takı tülbent tülbent kenarı tığişi tığ işi video yapımı kolay iğne oyası yastık kenarı yazma yazma kenarı Yemek yöresel çetik çorap örgü örtü şiir
WP Cumulus Flash tag cloud by Roy Tanck requires Flash Player 9 or better.
Bağlantılarım
- Email Rabish.net email
- Fiyonk Fiyonk El İşi Günlüğü
- Hobiriks Tatlılar, yemekler, yemek masası, süsleme ve daha bir sürü tatlı şey
- Oktay Usta yemek
- Örgü Kendi modanı kendin yap giy
- Örgü Dünyası örnek örgüler
- Oya kursu İğneişi ögrenmek için
- Sevil Altunel Pasta, börek, kurabiye
- Şeyda Elemeği Kadınca Şeyler
- Son Dakika Gelişmeleri Sıcak Haberler
- Takı tasarım Bileklik
- Yama Değerlendirmek güzel






