Browsing articles in "din"
Ağu 17, 2017
R@bi@Sen

Defineye Layık Viraneler Var

Delinin biri camiye girer, belli ki namaz kılacak. Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer-dolanır. Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider.

Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar. Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını. Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vs. derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan. Nihayet biter namaz, bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar. Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile. İmama kadar ulaşır sesler, hafiften tartışmalar.

İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin halini, şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki: “Oğlum böyle namaz mı olur, sırtında odunlarla, sen ne yaptın? Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin bak, bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu?”

Bunu duyan meczub melül-mahzun, ama manalı bir bakışla sorar

“Âdetiniz böyle değil mi?” “Ne âdeti?!” der Hoca..

Cemaat da toplanmış, merak ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir o sıra..

Der ki meczub bu kez:

“Hocam ben namaz kılmak için girdim camiye, şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım, gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var. Zannettim ki adet böyledir, ben de şu odunları yüklendim geldim işte, neden kızıyorsun? Kızacaksan herkese kız, tek bana değil!

Hoca şaşırır: “Benim sırtımda da mı var?” der..

“Evet” der meczub, “Hepinizin sırtı yüklü!”..

Cemaatte ise hafiften “deli işte!” manasına,bıyık altından gülüşmeler başlamıştır. Meczub bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, saf bir çocukça, heyecanla bağırır:

“Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, bunda kocaman bir elma ağacı vardı..

Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, bunda kızarmış tavuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, bununkinde de yaşlı annesi vardı!..” Sonra iki elini yanlarına salar başını sallar ve umutsuzca;

“ Boş yok, boş yok hiç!. diye tekrarlar.

O böyle söyleyince, herkes dehşet içinde şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar!

Aynen doğrudur dedikleri çünkü; kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda,kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını, biri onaracağı kapıyı, diğeri lokantasında pişireceği yemeği. Biri açtır aklında yiyeceği tavuk, birinin sırtında sevdiği kadın, diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır.

“Peki söyle bakalım bende ne vardı?” der, bu kez endişeyle Hoca..

O da der ki:

“Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı!

Meğerse efendim, hocanın ineği hastaymış, “öldü mü ölecek mi?” diye düşünürmüş namazda…

Harâbât ehlini hor görme sakın, defineye mâlik viraneler var Bildirince bildiren, yüreği olan görüyor elbet….

Ağu 11, 2017
R@bi@Sen

CUMA

Tem 28, 2017
R@bi@Sen

Başlık Sizden…

Yusuf her akşam olduğu gibi yine facebook’ta dolaşıyordu… Gözü her gün paylaşımlarını takip ettiği sayfadaydı… Aslında sayfada değil sayfaya yorum yapan Büşra isimli o kızdaydı… Her akşam mütevazi yorumlar yapardı sayfaya.. Uzaktan uzağa hayranlık besliyordu Yusuf Ona…
Defalarca mesaj atmak istemiş ama gönderememişti.. En sonunda cesaretini topladı ve kıza arkadaşlık isteği gönderdi.. Birkaç saat sonra girdiğinde isteğini kabul etmiş olarak gördü… Heyecandan ağzı kulaklarına varıyordu.. Hemen kontrol etmeye başladı.. Tuhaf olan bir şey vardı, listesinde Yusuf’tan başka erkek yoktu.. Ama neden? Neden Yusuf’un isteğini kabul etmişti..? Ertesi gün mesaj attı Yusuf… Selamlaşma, tanışma derken iyi anlaşmışlardı.. Yusuf aklına takılan soruyu sordu Büşra’ya -neden listende benden başka erkek yok… -Helal olmadıkları için.. -Peki beni niye ekledin? -…… -Cevap verir misin? -Bilmiyorum.. Anlamıştı ki kızın da kendisine ilgisi vardı… Ve bir aşk başlamıştı… Öyle böyle bir aşk değil ama… Büşra her fırsatta Yusuf’a dinin güzellikleri anlatıyordu, her kelimesinde ALLAH aşkı vardı Büşra’nın… Yusuf da en çok o yanını seviyordu… Sabahları namaza uyandırmak için aramalarını, her vakit namazında “Namazını kıldın mı” diye hatırlatmasını, teheccüd namazına kaldırmasını, her gün bir cüzü paylaşarak hatim indirmeyi teklif etmesini, her şeyini, her şeyini seviyordu Büşra’nın…
Meğer dinini sadece 5 vakit namaz kılmakla, bir ay oruç tutmakla koruyacağını sanan Yusuf’un ne çok eksiği vardı.. Aylar ayları kovaladı… Birbirlerine “aşkım, canım” bile demeyen bu çift artık evlilik safhasına gelmişti.. Ama işin en ilginç yanı birbirlerini hiç görmemişlerdi.. Görmek istememişlerdi… Yusuf istiyordu aslında, merak ediyordu sevdiğini.. Ama sevdiği “O duyguyu yüzyüze tadalım” dediği için sesini çıkarmamıştı… Büşra her şeye razıydı… Sevdiği insanın yüzünü hiç merak etmiyordu.. Yüreğini sevmişti çünkü.. Ve buluşmak için anlaşıldı… Yusuf Bursa’dan Konya’ya gidecekti sevdiğini görmek için… Büşra’nın yanında kuzeni olacaktı.. Başbaşa kalmamış olacaklardı.. Belirlenen çay bahçesinde söylenilen masaya doğru ilerliyordu Yusuf.. Kalbi yerinden çıkacaktı.. Masada oturan iki bayanın yanına gelerek selam verdi… Ayağa kalkıp selamını aldılar Yusuf’un… Büşra’nın da kalbi yerinden çıkacak gibiydi… Sevdiği tam karşısında duruyordu… Eli ayağına dolaşmıştı… Yusuf sandalyeye oturdu… “Beklediğimden çok çok güzelsin” dedi… Ama bu sözleri Büşra’ya bakarak değil kuzeni Şeyma’ya bakarak söylemişti… İki kuzen ne yapacaklarını şaşırdı.. Yusuf ters giden birşeylerin olduğunu sezince “Bir hata mı ettim” dedi… “Büşra benim” dedi, az önce güzel olduğunu söylediği bayanın yanındaki… Ufak bir sessizliğin ardından konuşmalar başladı… Büşra’nın başı yerdeydi.. Hem utanıyor, hemde başta yasananlara canı sıkılıyordu.. Yusuf ise iyice süzüyordu Onu.. Hayal kırıklığına uğramıştı.. Büşra hayalindeki insan değildi.. O güzel birini istemişti… Oysa Büşra o kadar güzel biri değildi.. Büyük bir hata yaptığını düşünmeye başladı.. Hayır, hayır Büşra’yla evlenemezdi.. Onu yanına yakıştıramadı bir türlü.. Bir saatlik oturmanın ardından ayrıldılar… Yusuf otobüse binmişti.. Eli telefona gidip geliyordu..
Birşeyler yazmak istiyordu Büşra’ya ama yapamıyordu… Sonunda uzunca bir mesaj yazıp gönderdi… “Bir yeni mesaj” yazısını gören Büşra heyecanla mesajı açtı… Kimbilir ne güzel şeyler yazmıştır diye geçirdi içinden… “Büşra sen çok iyi bir kızsın aslında” diye başlıyordu mesaj… Bu cümle bile Büşra’nın beyninde şimşekler çakmasına yetmişti… Ve devamında kendisini beğenmediği, evlenemeyeceği falan yazıyordu… Gözünden yaşlar boşalıyordu.. Şeyma telefonu çekip aldı elinden, o da okudu… Nasıl olurdu böyle bir şey.. Birbirlerini böyle seven iki insan nasıl olur da ayrılırdı… Büşra günlerce ağladı… Namazlarını bile huşu içinde kılmıyordu artık.. Dünya ile ilgisini kesmişti.. Sürekli Yusuf’un profiline bakıyordu gizli gizli.. Ne yapıyordu merak ediyordu… Birkaç gün sonra “nişanlı” yazısını gördü Yusuf’un profilinde.. Dünyası yıkılmıştı… O inançlı Büşra intiharı düşünüyordu artık.. Evet evet artık bu dünyada Onsuz yaşayamazdı… Mutfağa koştu hemen.. Bulduğu tüm ilaçları odasına götürdü ve kapıyı kilitledi.. Hem ağlıyor hem ilaçlara bakıyordu.. Ağlarken uykuya daldı bir an… Rüyasında Yusuf’u gördü.. Ateşe doğru koşuyordu Yusuf.. Büşra da Onun ardından.. Yetişemedi Büşra, koştu koştu ateşin kenarına geldi… Ateş onu da çekiyordu yakmak için..
Büşra ise kaçmaya çalışıyordu… Sonra bir el tuttu Büşra’yı.. Kimin eliydi bu.. Kimse görünmüyordu.. Bembeyaz bir nurdu sanki… Ve bir ayet yankıladı Büşra’nın kulaklarında ” Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır.. ALLAH bilir, siz bilemezsiniz” Uyandı Büşra… Ağlıyordu… Nasıl olmuş da intihar etmeyi düşünmüştü.. Hemde fani bir aşk için.. Tevbe istiğfar ederek ilaçların hepsini pencereden dışarı fırlattı… Ve 6 yıl sonra… Büşra çok geçmeden bir imam ile evlenmişti.. Düğünlerinden hemen sonra Umre’ye gitmişlerdi eşiyle.. Hayalini kurduğu evliliği eşi Salih de bulmuştu… Bir de dünya tatlısı kızları olmuştu…
Kızlarını tam islama uygun şekilde yetiştirmişlerdi.. Küçük yaşta hafızlık kursuna vermişler ve hafızlığına az kalmıştı… O gün Salih eşini ve kızını alıp bir parka gitmişlerdi.. Sürprizi vardı eşine.. Büşra çatlayacaktı meraktan.. Cebinden kağıtlar çıkardı Salih… -Bu ne?
-Bil bakalım ne?
-Söyler misin!
-Dünyada en çok istediğin şey..
-Ama ney..
-Senden gizlice hac için başvuru yapmıştım ikimize… Seçilmişiz, bu yıl Hacc’a gidiyoruz hep beraber… Büşra sevinçten ağlıyordu.. Eşinin gözüne minnettar gözlerle baktı.. 6 yıllık evliliklerinde hiç üzmemişti Salih Onu.. Hiç incitmemişti.. Aynı şekilde O da Salih’i hiç incitmemişti… Tam o sırada kızları Hacer ağlayarak annesinin yanına geldi..
-Şuradaki kız bana hakaret etti, öcü gibi giyinmişsin dedi.. Kızları Hacer yaşıtları gibi değildi.. Başını kapatır, elbise giyerdi.. Kendi isterdi böyle olmayı.. Annesi babası da gurur duyardı.. Ileride oynayan kız ise neredeyse çıplak olan bir kız çocuğuydu…
Büşra hemen kalktı yerinden.. Amacı kalp kırmak değil tebliğ etmekti.. Belli ki çocuğun ailesi bilinçsiz bir aileydi..
Kızının elinden tutarak çocuğun ailesinin yanına doğru gitti.. Masada açık seçik giyinmiş, edepsizce ağzında sakız çiğneyen bir kadın ve kolunda dövme, önünde bira şişesi duran bir adam oturuyordu…
-Hanımefendi, biraz konuşabilir miyiz, dedi Büşra…
-Ayy sizin gibilerle ne konuşacakmışım ki ben… -Ne var ki halimizde..
-Küçücük çocuğun beynini yıkamışsınız, şunun giyinişe bak.. Hangi devirde yaşıyoruz ayol… Konuşmanın başından beri arkası dönük olan adam,
-Nermin biraz sakin olur musun, ileri gidiyorsun dedi… Ama bu nasıl olurdu.. Bu Yusuf’un sesiydi.. Büşra donup kaldı… O sırada adam arkasını döndü..
Evet bu Yusuf’tu.. Büşra’yı karşısında gören Yusuf soke olmuştu.. Utandı başını eğdi.. Büşra hareketsizce duruyordu öyle… O Yusuf’u gördüğü için değil, Yusuf’u o halde gördüğü için şaşkındı… Kadın: -Şu yobaza bakın, şimdi de kocama göz koydu, demeye başladı… Ve Büşra’nın kocasına seslendi.. -Karına sahip çıksana, milletin kocasına asılıyor… Salih kalktı yerinden.. O’na yakışan tek şey vardı… Gitti eşinin elini tuttu ve arkalarını dönüp yürümeye başladılar… Yusuf.. Ah Yusuf…
Büşra’dan ayrıldıktan sonra abdestli namazlı olduğu söylenen bir kızla evlenmişti.. Kızın güzelliği dillere destandı… Tam da Yusuf’un istediği gibi.. Koluna yakışacaktı, yanına yakışacaktı… Ama evlendikten sonra ters giden şeyler olmuştu.. Eşi Nermin ailesinin baskısı ile kapandığı için evlenir evlenmez açılıp saçılmıştı.. Günah günahı doğurmuş, gitgide bataklığa düşmüştü ikisi de.. Yusuf içki içen, eşiyle kumar partilerine giden bir insan olmuştu.. Yetiştirdikleri çocuk da kendileri gibiydi.. ALLAH’ın bir olduğundan, Peygamber’in varlığından haberi bile yoktu… Ve Büşra onların yanından ayrılırken eşinin elini hiç bu kadar sıkı tutmamıştı… Binlerce şükür ediyordu içinden.. Nasıl bir hatadan korunduğunu şimdi daha iyi anlamıştı.. Ve o gördüğü rüyayı.. Yusuf’un ateşe düşüşünü, kendisinin ordan kurtuluşunu… Ve ayet yankılandı kulaklarında yine : “Sizin hayr bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır.. ALLAH bilir, siz bilemezsiniz” Bakara 216 Ve şu cümleyle RABB’ine seslendi: “Şer bildiğim şeylerde yarattığın hayra hayranım ALLAH’IM”… Rabbim şuan bu yazıyı okuyan herkesin evine huzur mutluluk versin inşaAllah AMİN

Tem 19, 2017
R@bi@Sen

Hasta Olan Göz

Cüneyd-i Bağdadî Hazretlerinin gözü ağrıdı. Doktor ona:

— Sakın gözüne su dokundurma!.. Eğer aksini yaparsan gözün kör olur, dedi.

Hazreti Cüneyd:

— Ya abdest almak… Doktor ısrar etti:

— Gözün sana gerekse böyle. Yoksa sen bilirsin…

Tabipten ayrılıp eve gelen Cüneyd-i Bağdadî, abdest aldı iki rek’at namaz kılıp yattı. Uyandığında gözlerindeki bütün ağrılar geçmiş, hatta eskisinden daha iyi görür olmuştu. O sırada hafiften bir ses geldi:

— Cüneyd, bizim için gözünden geçti. Eğer o bizi andığı vakit, bütün cehennem ehlinin affını istese idi, tamamı affolunurdu.

Doktor hastasını ziyarete gittiğinde, hastanın gözlerindeki ağrının tamamen gittiğini ve hastalığın eserinin bile kalmadığını görüp:

— Bu hakkın ilâcıdır. Buna bizim aklımız ermez. Asıl bizim gözümüz hasta imiş de haberimiz yokmuş, deyip imana geldi

Tem 16, 2017
R@bi@Sen

Namaz Böyle İşte

İsa aleyhisselam bir gün deniz kenarından geçerken nurdan yaratılmış bir kuş gördü.

İnsan ona baktığı zaman nurunun aydınlığından gözünü açamazdı. Kuş gidip kendini çamura batırdı ve gidip denize girdi ve yine tertemiz olup parladı. Denizden çıkıp yine çamura battı ve gelip denize girip temizlendi. Bu hal tam beş sefer tekrar etti. İsa aleyhisselam: “Bu kuş neden kendini çamura batırıyor, sonra çıkıp denize giriyor ve temizleniyor?” diye kuşun haline şaşırdı. Allahü Zülcelal, İsa aleyhisselam’a şöyle vahyetti: “Ya İsa! O, namazın temsilidir. Ahir zaman peygamberi Muhammed aleyhisselamın ümmeti namaz kıldığı zaman, aynı o kuşun denizde temizlenip nurlandığı gibi, hatalarından temizlenip nurlanacak. Yine hata yaparsa aynı kuşun çamura girmesi gibi zulmetle kaplanacak ve namaz kıldığı zaman tertemiz olacak. İşte namaz, insan için böyle kıymetlidir.”

Tem 10, 2017
R@bi@Sen

Şeytandan Öğüt

Vaktiyle Şeytan insanlara görünürdü. İşte o asırlarda adamın biri ona: Ya Şeytan ne yapayım da senin gibi olayım? Diye sordu. Şeytan bu soru karşısında şaşırarak, adama: Yazık sana, bu güne kadar hiç kimse benden böyle bir şey istemedi. Nasıl olur da sen istiyorsun? Dedi. Adam ısrar edince, Şeytan: Benim gibi olmak istiyorsan namazı umursama, bir de doğru yalan olduğuna bakmadan, bol bol yemin et, dedi. Adam şeytandan bu cevabı alınca: Allah’a yemin ediyorum ki, bundan böyle hiç bir namazımı bırakmayacağım ve ne doğru ne de yalan hiç yemin etmeyeceğim, dedi. Adamın bu sözleri üzerine şeytan Şöyle dedi: Senden başka hiç kimse beni kandırarak bilgi alamamıştı. Ben de söz veriyorum ki bundan böyle hiç bir insanoğluna öğüt vermeyeceğim.

Tem 9, 2017
R@bi@Sen

Kıldan İnce

Birgün Hz. ALİ (R.A.) hastalanmıştı. Hz. Ebû Bekir (R.A.) haberdâr olarak, Hz. Ömer ve Hz. Osman’a şöyle dedi:
– Hz. Ali hastalanmış, onu ziyârete gidelim. Kabul ederler, berâberce Hz. Ali (R.A.)’in kapısı önüne gelirler.
Hz. Ali (R.A.) onları karşılar. O esnâda Ali (R.A.)’in rahatsızlığı hafiflemişti. Buyur eder… Öyle sevinir ki sahîliğinin (cömertliğinin) denizi dalgalanır.
Evine girer; temiz bir tas içinde bir kişiye yetecek kadar bal bulur. Başka ikram edecek bir şey olmadığını görür.
Temiz beyaz tas, içinde bir kişilik bal, tasın kenârında ince siyah tüy (kıl) var. İkram için önlerine getirir:
– Buyurun! der. Ebû Bekir Sıddîk (R.A.) der ki:
– Konuşmadan önce, baldan yemek lâyık değil. (Evvel kelâm, sonra taâm!) Diğerleri:
– Sen bizim içimizde Efendimizsin; en kerîmimiz, en azîzimizsin. İlk söz sizin! Bunun üzerine,
Hz. EBU BEKİR:
– Din, beyaz tastan daha nurludur. Zikrullah baldan daha tatlıdır. Şerîat kıldan daha incedir.
Hz. ÖMER:
– Cennet, tastan daha nurludur. Cennetin nîmetleri, baldan daha tatlıdır. Sırat, Kıldan daha incedir.
Hz. OSMAN:
– Kur’ân-ı Kerîm, tastan daha nurludur. Kur’ânı okumak, baldan daha tatlıdır. Kur’ânı tefsir etmek, kıldan daha incedir.
Hz. ALİ:
– Misâfir, tastan daha nurludur. Misâfirin kelâmı, baldan daha tatlıdır. Misâfirin kalbi, kıldan daha incedir. Bu anlayış ve teveccühler, Kur’ân Ahlâkıdır, ALLAH Teâlâ kalblerimizi, irfan nûru ile nurlandırsın!
Bizleri ve sizleri Kur’ân-ı Hakîmin sırrına ulaştırsın. Âmin!
Yâ ALLAH! yâ RAHMAN! yâ RAHİM! KAYNAK (Hz. Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (K.S.), Hz. Ebû Bekir (R.A.) hayatı C. 71)

Sayfalar:123456789»

Hakkımda

Merhaba; ben Rabia. Evli, üç dünya tatlısının annesiyim. Yemek, elişi, oya ve daha diğer şeyleri paylaşmak için burdayım. Sergilediğim ürünlerin bir kısmını satıyorum. Görüş ve önerilerinizi hakkımda sayfasına yazabilirsiniz. Ürün satışı ve iletişim için mail adresim: rabia@rabish.net

Etiketler

Bağlantılarım

Takvim

Ağustos 2017
P S Ç P C C P
« Tem    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031