May 1, 2007
R@bi@Sen

Güzel sözü kötüler anlamaz

Kasabanın birine meşhur bir vaiz gelmişti. Vaizin güzel hitâbeti, mimik ve jestleri, ahlâk ve fazileti âdeta milleti büyülemişti.
Her gün öğle namazından sonra yaptığı yarım saatlik konuşma halk için vazgeçilmez bir ihtiyaç hâline gelmişti. Kısa zamanda cami dolup taştı. Camiye gelenler vaizin tesirli konuşmalarından etkilenerek gözyaşı döker, gözyaşlarını silmeye mendil yetiştiremezlerdi. Bu meşhur vaizin ünü kısa zamanda her tarafa yayıldı.

Komşu ve uzak kasabalardan hocayı dinlemeye gelenlerin adedi bir hayli artmıştı. Hattâ etraf köylerden binekle veya yaya olarak hocayı dinlemeye gelirler, her gelen memnun olarak evine dönerdi. O kadar ki hocanın nâmı dağdaki eşkıyalara varıncaya kadar duyuldu.

işinde ve nişancılıkta çok meşhur olan bir eşkıya merak etti, bu hocayı bir de ben dinleyeyim diyerek bir Cuma günü Cuma namazını kılmak için kasabaya indi. Bir de ne görsün…

Halk sanki bayram imiş gibi bir sevinç, neş’e içinde birbirini selâmlıyor, birbiriyle kucaklaşıyor, birbiriyle ikramlaşıyor, hâl-hatır soruyor, fakirlere yardım ediyorlar, çoluk-çocuk bir arada camide, zenginle fakir yan yana, köle ile efendi aynı safta, büyük-küçük gönül gönüle ve gözler hoca efendide… Hoca konuşuyor, herkes gözyaşı döküyordu. Eşkıya bu hâle bir mânâ verememişti. Bu insanlar niye ağlıyorlardı? Vaiz bütün güzelliğiyle konuşmasına devam ediyordu. Bir ara gözlerini eşkıyaya dikerek dedi ki:

Ne oluyor, ne bitiyor bakıver,
Sular gibi amellere akıver.
Tövbe ile günahları yakıver,
Atıver gafleti, ömür bitmekte…

Eşkıya bu dörtlüğü düşünmeye başladı. Düşündü, ama gaflette olan kişi gaflette olduğunu bilemezdi. insan gafletten kurtulduktan sonra gafletin ne demek olduğunu anlardı. Biraz daha dinledi, anlamaya çalıştı. Pek bir şey anlayamadı. Nihayet sohbet bitti. Herkes hoca efendinin etrafını sarmıştı, musafaha ediyorlardı. Kendisi de hocaya yaklaştı:

“–Hocam, nâmınızı duydum, merak ettim ve sohbetinizi dinlemeye geldim, ama doğrusu hiçbir şey anlamadım.” dedi.
Hoca Efendi şöyle bir baktı. Anlatılan yüce hakîkatlerden etkilenmeyen ve duygulanmayan, bir şey anlamadığını söyleyen bu kişi kimdi? Sordu:
“–Siz ne iş yapıyorsunuz?”
“–Ben, hayatını dağlarda, ovalarda geçiren meşhur avcılardan biriyim”
“–öyle mi! Senelerdir avlayayım derken avlanmış olan kardeş, şimdiye kadar neleri avladın? övünebileceğin neyin var?”
“–öyle vahşî hayvanları, öylesine azgın hayvanları, ayıları, arslanları, ne aklına gelirse avladım; hiçbirisi benden kurtulamadı.”
“–Ben duyarım. Gerçekten dağlarda öylesine kart ayılar olurmuş ki avcılar onu bir kurşunla öldüremezmiş öyle mi?”
“–Evet, bazıları vardır ki bir kurşun değil 7-8 kurşunla ancak vurulur. Hattâ 10 kurşunla bile zor devrilenler var.”
Eşkıyanın bu sözünden sonra vaiz, taşı gediğine yapıştırdı:
“–Hele dur bakalım. Sen daha gönlüne henüz bir tane güzel söz kurşunu yedin. Tabiî ki hemen anlamazsın…”

Güzelliklerin de kötülüklerin de belli bir tesir gücü vardır.
Eğer insan kötü vasıflarla dopdolu hâle gelmişse artık ona güzel sözler tesir etmeyecek bir hâle gelir, ya da ancak musîbet gibi ağır tecellîler neticesinde tesir eder.
Aynı şekilde güzelliklerle müzeyyen hâle gelmiş kimselere de kötülükler kolay kolay sirayet edemez.

şimdi hepimiz kendimize bir bakalım; gönlümüze, aklımıza ve duygularımıza kolayca tesir eden şeyler neler?
Eğer güzelliklerse, ne âlâ… Ama kötülüklerse, o zaman nefsimize daha bir dikkat etmeliyiz.
Yoksa insanoğlu, vahşî hayvanlardan daha beter hâle gelir. çünkü nefsi kuşatan kötülükler o vahşîleştirir.
Yalanlar, fesatlar, gıybetler, dedikodular, haramlar vesaire derken insanoğlu ecel kurşunu ile cehenneme devrilir gider.
Allah muhafaza buyursun…

öyle ise gönüllerimizi güzelliklere, güzel sözlere, hikmetlere, hakîkatlere ve ilâhî aşka açmalıyız.
Güzel sohbetlerde anlatılanları kavrayarak hayat bulmalıyız.
Acin o guzel gonlunuzu o guzel soz kursunlarina..,
&
Birakin o dilinizi hep guzel soz kursunlari atsin..,

rosebar.gif

Nis 30, 2007
R@bi@Sen

Yarattıklarında mevcuttur..kalp gözünüz..

BİR GÜN, BİR adam ellerini açıp yalvardı:

“Allahım! Benimle konuş!”

Tam o sırada bir çayırkuşu adamın bahçesinde en son şarkısını söylüyordu.

Ama adam çayırkuşuna kulak vermedi, ve devam etti yakarmaya:

“Allahım! Benimle konuş!”

Az sonra hava kapandı, gökgürültüsü ve şimşekle birlikte kuvvetli bir yağmur başladı. Fakat adam dinlemedi, yakarmaya devam etti:

“Allahım! Seni görmeme izin ver!”allah1rf.gif

O böyle yalvarırken, sağanak yağmur sona ermiş ve güneş bütün ihtişamıyla ışıklarını adamın evine kadar taşımaya başlamıştı. Fakat adam bu manzaraya aldırmadı bile. Her gün gördüğü birşey değil miydi bu?

Yalvarmaya devam etti adam:

“Bana bir mucize göster Allahım!”

O böyle yalvarırken, yakınlardaki evlerden birinden yeni doğmuş bir çocuğun ağlayışları geliyordu kulağına. Ama adam bunu da farketmedi.

Üzüntüden ağladı adam:

“Allahım! Cevap ver bana! Burada olduğunu bilmemi sağla.”

O ara, bir kelebek adamın koluna kondu, ama adam öbür eliyle kelebeği iteleyip kovdu. Ve ağlamaya devam etti:

“Allahım! Neden bana cevap vermiyorsun?”

(BAKIP GÖRMEK ARASINDAKİ FARKI ANLATAN KÜÇÜK Bİ HİKAYE…KALP GÖZLERİMİZ AÇIK OLURSA;RABBİMİZİ HEM DUYARIZ,HEMDE GÖRÜRÜZ…YARATTIKLARINDA MEVCUTTUR..)

Nis 27, 2007
R@bi@Sen

Bir bebeğin yarım kalan günlüğü

5 Ekim: Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor.

Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.

19 Ekim: Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım.

23 Ekim: Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu “el”in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce “Anne!” diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre hâlâ daha var değilmişim… Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya… Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. öyle değil mi anneciğim? Ah bir konuşabilsem!

27 Ekim: Bugün pek mutluyum. içimde tatlı bir kıpırtı başladı. Artık bir kalbim var. Kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi. Tıpkı anneminki gibi… Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?

2 Kasım: Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarım ve bacaklarım da biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. şu ayaklarım da tamamlansın da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.

12 Kasım: Ah evet… Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler. Aman Allah’ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, orada mısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.

20 Kasım: Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada olduğumu öğrendi.. Yaşasın! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni. Ultrason diyorlarmış. Resmimi bile çekti. Sevinmiyor musun anneciğim? Seneye kalmaz kollarının arasında olacağım…

bebek8.jpg

25 Kasım: Artık babam da burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım..

10 Aralık: Bugün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var… Anneme benziyorum galiba…

13 Aralık: Artık çevreme bakabiliyorum. Etrafım çok karanlık ama olsun. Yine de mutluyum. Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. Onu çok merak ediyorum.. Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız…. Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz..

24 Aralık: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atışlarını da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı… Hiç duymadığım bir şey bu… Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim. Benim için ninni de söyleyecek misin anneciğim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka… Beni koklayacaksın.. çok seveceksin, değil mi?

28 Aralık: Anne burada bir şeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle… Sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti… Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne… Anne… Anneciğim… Yüzümde soğuk bir şey hissediyorum. Anne, yüzümü parçalıyorlar… Anne bir şeyler yap… Anne… Kolumu çekiyorlar anne… Canım yanıyor anne… Anne… Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne… Beni sana bağlayan damarı kopardılar anne… Anne kalbimi parçalıyorlar… Anneciğim… Anne… Anne… An…

Sayfalar:«1...5758596061626364

Hakkımda

Merhaba; ben Rabia. Evli, üç dünya tatlısının annesiyim. Yemek, elişi, oya ve daha diğer şeyleri paylaşmak için burdayım. Sergilediğim ürünlerin bir kısmını satıyorum. Görüş ve önerilerinizi hakkımda sayfasına yazabilirsiniz. Ürün satışı ve iletişim için mail adresim: rabia@rabish.net

Etiketler

Bağlantılarım

Takvim

Ağustos 2017
P S Ç P C C P
« Tem    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031